28 Ağustos 2014 Perşembe

2 Broke Girls


Yaz ayının mini dizileri (20 dk lık dizileri böyle adlandırıyorum)  kaldığı yerden devam ediyor benim için. Hergün bir kaç bölümü bitirmeden kepenkleri indirmiyorum. 
Öncelikle söylemeliyim. Çok aşık olunası bir dizi değil, bir iki bölüm ile sizi tamamen bağlayıp meraklandırmaz. Sitcom yani durum komedisi türünde bir dizi. Kahkaha atmıyorsunuz ama eğleniyorsunuz. Bol bol karakterler arası iğnemeleme, akıl ürünü cümleler ile karşılaşıyorsunuz. Devletlere, onların bazı tabular ile bilinen özellikleri üzerinden espriler dönüyor. Ünlülere laf dokunduruluyor, eleştiriliyor.

Dizinin konusu; Max (soldaki) ve Caroline (sağdaki) bir restorant da çalışan 2 garson. Max fakirlik ve acılar üzerine kurulu kötü bir hayat yaşamış fakat mizahını buradan kazanmış bir genç kızımız :) Caroline ise ülkenin sayılı zenginlerinden ve hayatı tamamen konfor içinde geçmiş. Caroline'ın babası kara para ve hırsızlık yüzünden hapse atılınca ve  tüm mal varlıklarına el konulunca, bu restorantta işe başlar ve kalacak yeri de olmadığı için Max'in ev arkadaşı olur. 
Max elinde de görebileceğiniz üzere çok lezzetli olduklarını düşündüğüm ve ağzımın suyunu akıtan cupcakeler yapmaktadır. Carolina bunu bir iş fırsatına dönüştürmeye karar verir ve Max'i ikna eder. 
Şimdi tek hedefleri kazandıkları tüm paraları biriktirerek bir cupcake dükkanı açmaktır. Böylece başlarından geçen maceraları izliyoruz. Her bölümün sonunda ne kadar para biriktirdiklerini trink şeklinde göstermektedir. :) 
İzlemesi zevkli bir dizi. 

İlk misafir blog yazım

Hey, ben ilk misafir blog yazımı yazdım. ☺️  Hazioz' a çok teşekkür ederim bunun için. 


İşte, yazı.  

24 Ağustos 2014 Pazar

Değişim Rüzgarları

Hiç alışkanlıklarınıza sıkı sıkı bağlı olduğunuzu düşündünüz mü? Bizi biz yapan şeyler, tanımlayanlar, zevklerimiz... Ben değişimi kolay kolay kabul etmezdim. Beni ben yapan şeylere sıkı sıkı bağlanırdım. Damak zevkinden başlayacak olursak, annemin ısrarla bir tadına bak belki seveceksin, tatmadan nereden biliyorsun şeklindeki ısrarlarına ve sevmediğim herşeyi hergün şundan yer misin şeklinde sorularına güçlü bir irade ile karşı çıkıyordum. Bir gün kızgınlıkla değil ama meraktan "Neden hergün sevmediğim şeyi yermiyim diye soruyorsun, dünde hayır dedim" şeklinde sordum. "Belki bugün zevkin değişmiştir" dedi. 
Hayal gücü ve istikrarı beni gerçekten şaşırttı. 
Şu an hala daha bir çoğuna bağlıyım yada yasaklıyım ama yine de açık bir kapı bırakıyorum. Değişimin bi kucaklamasına izin veriyorum. Eğer şu an yemediğim bir yemek, bir alışkanlık, yapmadığım bir davranış bana göre değilse bu hiç bir zaman olmayacağı anlamına gelmez. Bazı şeylerin zamana ve hayatımızda ki başka şeylerin değişimine ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. 
Eskiden mantarı ağzıma sürmezdim, şu an en sevdiğim yemek. Bunun ne zaman nasıl olduğunu bilmiyorum ama annemin ısrarları yüzünden olmadığı kesin :) Bazen başka birisinde bir yemeği tatmak (her zaman çok tatlı gelir, başkasında yenilen bir yemek) yada farklı pişirme usülleri, soslar ile beyninizdeki o 'hoşlanmıyorum' imgesi kalkıyor ve başka birşeye dönüşüyor. 
Halen daha sütlü tatlılardan hoşlanmıyorum, belki ilerde. Ama yeni tatlar, bilmediğim mutfaklar denemeyi seviyorum. Dünya mutfakları yazım ve İstanbul'da umutsuzca denemeye çalıştığım bu aktivetinin yazısı da yakında gelecek. 
Düşünülünce ortalama bir insan 70 yıl yaşasa ve 70 yıl boyunca zevki hiç değişmese bu hayat ne yazık olurdu. 




Yazıya ek yapacak olursak ve ikinci ayağı şu olursa; 

Ben bir çeşit ev kuşuyumdur. Evde tek başıma zaman geçirmeyi çok severim. Yapacak o sınırlı gibi gözüken şeylerin içinde birçok şey bulurum. Yani öyleydim. Şu sıralar kendimi kitap okumak için de olsa dışarıya atmaya çalışıyorum. Tek başıma da pek fazla çıkmazdım. Ama şimdi tek başıma zaman geçirebileceğim ve İstanbul'un kalabalığından da bıktığım için sakin mümkünse doğa da kitap okumak için yerler aramaktayım. Bu kadar söz öbeğini okumaktan yorulmamış hala tek bir insan varsa tavsiyelerinize açığım ☺️

Yazının yazıldığı yer: Fethipaşa Korusu Sosyal Tesisleri

23 Ağustos 2014 Cumartesi

Ruh doktoru

"Ben, ruh doktorlarına her zaman iyi açıklayamayacağım, fakat önüne geçilmez bir yakınlık gösteririm. Anormaller üzerindeki deneyleri, bana öyle geliyor ki, onlara normallerinkinden daha canlı, daha ince bir zeka veriyor. Yazar olmaya ve insanları tanımaya çalışan benim için, onların konuşmaları pek değerli bilgilerle doludur. "

İnsan Sarrafı-Andre Maurois

22 Ağustos 2014 Cuma

Insan Sarrafı-Andre Maurois / Fransız Yazar


Milliyet yayınlarından çıkmış ve araştırmama göre başka bir basımı olmayan bu kitap bize nasıl geldi hiç bir fikrim yok, bu edebiyat serisinden iki kitabına daha sahibim. Belki zamanında gazete veriyordu bilmiyorum. 

Yeni yazarlar, değişik kitaplar ve evdeki okunmamış kitapları azaltma isteğim son sürat devam ediyor. Bu kitaba başlarken sadece isminden yola çıkarak uzun bir yazı ele alınmıştım, işte burada. 
Meğersem insan sarraflığı ile pek alakası yokmuş. 

Öncelikle yazardan bahsetmek istiyorum. Kitabın arkasında yazdığı üzere 1885-1967 yılları arasında yaşamış olan Fransız yazar, felsefe alanındaki denemelerinin yanı sıra romanlar, eleştiri, inceleme, çocuk öyküleri dallarında da yapıtlar vermiş. Tanınmış kişilerin yaşamlarını romanlaştırdığı kitaplarıyla dikkat çekmiş. Victor Hugo, Voltaire, Balzac gibi önemli yazarların biyografilerini yazmış. Yapıtlarında psikolojik derinlikler göze çarpar, ayrıca ince bir alaycılık ve fantastik öğelerle yazdıklarına zenginlik kazandırmıştır diyor. 

Kitaba gelecek olursak, kitabın tamamı baş karakterimiz tarafından eski savaş yıllarında bulunduğu birliğe doktor olarak atanan Doktor James ile olan arkadaşlığını ve yıllar sonra biraraya geldiklerinde yaşadıkları küçük sırrı anlatıyor. 
Doktor James, ölümden sonra ruha ne olduğunu, karakterin ruh ile beraber mi geldiğini, ruh eğer başka bir canlı da tekrar yaşam bulursa o yaşanmışlığa kişiliğe ne olduğunu araştırıyor ve dostuyla bu tarz sohbetler yapıyor. Bir yandan da çalıştığı hastane de ölen insanların cesetlerini tartıyor ve ölümden kısa bir süre sonra üç aşamalı olarak ağırlıkta azalma olduğunu keşfediyor. Yaklaşık miligramın yüzde on yedisi olan bu azalmanın ruh olup olamayacağı tespit etmeye çalışıyor. 

İngilizce çalışanlara minik bir tavsiye.

Bazen öyle uygulamalar, siteler, kişiler yada bilgilerle karşılaşıyorum ki bunu herkesin bilmesini istiyorum. 
Bu site de onlardan biri, özellikle altyazısız film izleyemiyorsanız yada listeninglerden sıkılıyorsanız bu site en iyi dostunuz olacak. 


Siteye buradan ulaşabilirsiniz. 

Site de eğer isterseniz öncelikli olarak kayıt olmadan misafir olarak katıl seçeneğine tıklayıp daha sonra ana dilinizi seçerek işe başlayabilirsiniz. 

Bu site filmlerden, çizgi filmlerden, şarkılardan, belgesellerden birer cümlelik konuşmaları görüntüsüyle beraber sunuyor, sizde ne demek istediğini aşağı da verilen iki seçenekten hangisi olduğunu bulmaya çalışıyorsunuz. 

Bir konuya bağlı kalınmadığı için başında sizi uzun süre tutması gerekmiyor. Bu benim için en iyi seçilinebilir özelliklerden. 

İngilizce için sizinde favori siteleriniz varsa kesinlikle tavsiyelerinizi beklerim. İngilizce, ne kadar ilerlesem de hala üzerinde çalıştığım bir konu. 

20 Ağustos 2014 Çarşamba

Gaipten gelen şarkılar

Bu aralar bu üç şarkıya takmış bulunmaktayım. Suyunu çıkarana kadar dinleyeceğim şarkılar olacak sanırım. Sonra da unutulup giden ve yokluğa karışan. Ama bu blog niye var? İşte buyüzden var.
Öncelikle bana hizmet etmeli.


*


Bir yaşlılık belirtisi olarak da en çok dinlediğim şarkıların adını bile ezberleyemiyorum. 

17 Ağustos 2014 Pazar

Notos ve Julio Cortazar

Belki de bir çok kitap ve edebiyat severin bildiği o dergiyle yeni tanıştım. Notos. 2 ay da bir yayınlanan edebiyat dergisi. Ben çok beğendim ve almaya da devam edeceğim. Ben kitap okuyamam sıkılıyorum bırakıyorum kısa birşeyler lazım derseniz tam da size göre aslında çünkü içinde çeşitli yazarların öykü ve söyleşileri yayınlanıyor. Sadece bu yolla bile baya bilgi sahibi olunabilir.
Dergi benim de şansıma her yıl üç sayısını yazarlara ayırmaya karar vermiş. Bu sayısında o yazar Julio Cortazar. Yani Notos ile tanışmam Cortazar ile tanışmam ile beraber başlıyor böylece. Şanslı hissediyorum.



Julio Cortazar, 1914'de Brüksel-Belçika'da doğmuş. Arjantin'de eğitim görmüş ve Arjantin'in en önemli yazarı olarak bilinmekteymiş. UNESCO'da çevirmen olarak çalışmak üzere Paris'e yerleşmiş, en ünlü kitaplarını da bu kentte yazmış ve Paris' de ölmüş. 


Doğumunun 100. Yılı olması sebebiyle dünyanın bir çok ülkesinde Cortazarı anmak için çeşitli etkinlikler yapılıyormuş bu yıl. Türkiye'de de 9 Mayıs Ankara, 14. Ankara Öykü Günleri kapsamında Cortazar'ı anmak için "Kıskanılan bir yazar: Julio Cortazar" adı altında bir toplantı düzenlenmiş. Notos da yine aynı sebeple yazara yer vermiş ve yaklaşık 40 sayfa yer ayırmış bunun için. Bu sayfalarda, yazar tanıtımları, başka büyük yazarların Cortazar ile ilgili daha önceden yayınlanmış yazıları ve anıları, Cortazarın yazmış olduğu yazı-düşünce-şiir-öyküler yer almakta. Kısaca onu tanımamız için herşey! Sanırım buna ihtiyacımız var çünkü yazar için anlaşılması güç bir yazar olduğu sık sık dile getirilmiş.


Semih Gümüş, Cortazar okumak önsözünde, "Cortazar'ın romanları ve öyküleri çetin cevizdir. Anlaşılması için hem yüksek bir okuma kültürüne sahip olmak gerekir, hem de bazen birkaç kez okumak. " demiş.

Ayrıca, "Cortazar özel bir yazar. Onun gibi yazarları okudukça insanın bilişsel yetileri gelişir. Zihni açılır. Beynindeki ölü hücreler canlanır. İşleyen aklı ışıldamaya başlar. " kısımları beni ayrıca meraklandırdı.




Son olarak, Pablo Neruda kendisi için "Cortazar okumamış insan bir kader kurbanıdır. Eserlerini okumamak korkunç sonuçları olan, sinsi ve ölümcül bir hastalıktır. Hiç şeftali yememiş bir insanın durumu gibi. Kişi yavaş yavaş mutsuzlaşır... ve belki de azar azar saçları dökülür. " şeklinde birazda tatlı bir abartma sanatı ile kaybımızı anlatmış.



Cortazar'ın edebiyat dışında ilgilendiği şeyler arasında mitoloji, antropoloji, psikoloji, boks, sinema ve fotoğrafçılık da var. Bknz: wikipedia 



                                                      Ayrıca o bir kedi sever.



Ben kendini kitap kurdu olarak nitelendiren ve bir duvar dolusu kitabı olan bir kişi olarak, bu şekilde tasvir edilen bir insanı hiç duymamış olduğum için üzüldüm açıkçası. Hazır Kadıköy'den de geçerken Akmar'a kitapları incelemek için bu yazarı sordum ve kitapçı da çalışan çoğu kişi ismini hiç duymamış yada bilmiyormuş gibi yok dedi.
Neyse ki bir kaç D&R da tek tük de olsa kitaplarını buldum. Bu yazar okunacaklar listeme eklendi. Ve bu yazıyı, bilinçlenmeyi biraz da kendime hatırlatmak için yazdım.